öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bölüm 1 “Her şeyin başladığı gün.”
Sanırım her şey başladığında 15 yaşındaydım. O zamanlar sivilcelerimle uğraşıp insanların bakışlarından kaçmakla geçiyordu hayatım. Her gün okula gidip geliyor ilk derslerde uyuyup son derslerde gözlerimi dinlendiriyordum. Tembelliğimden bahsetmek isterdim size ama hala tembel biri sayılırım. O yüzden bu satırları tamamlaması yıllar sürecek birini canlandırın kafanızda. Neyse her hikâyenin bir başrolü vardır, bu hikayeninki de benim. Adım Mete şu anda 25 yaşındayım, her gün işe gidip geliyor ve yine uyuyorum genelde. Güzel bir işim var aslında ama diğer hayatım daha etkileyici. Hayır sabahları normal bir insan, geceleri suçla savaşan bir süper kahraman değilim. En azından bu dünyada…

Gerçekler acıdır ağlayarak geliriz bu dünyaya, çünkü diğer dünyadaki ölümümüzdür aslında bu başlangıç. Bazı şanslı insanlar uyurken eski benliklerinden izler görür. Bazılarıysa oraya geri döner. “Latanimo” derler geri dönenlere. Simülasyonu kabul etmeyenler. Antik bir inanış ise geride bıraktıkları biri olduğunu ve bu yüzden döndüklerini söyler. İnançlı biri sayılmam ama haklılar geride bıraktığım biri var. Her şeyin başladığı o günden bahsetmeliyim öncelikle sanırım:

“Tarih 7 Kasım 2016
Sevgili günlük,
Neden sevgili günlük diye başlarız emin değilim. Sanırım birine bir şeyleri anlatmak isteyenlerin, hatıralarını unutmak istemeyenlerin; sevecek birine ya da mutlu anılara ihtiyacı olduğundan. Neyse bunları sonra tartışırız. Sana rüyamdan bahsetmeliyim. Matematik ödevimi bitirip yattım ve aklımda sayılar dönerken, geleceğimden milyonlarca ihtimalin hiçbirinde olmayan mükemmel anları birleştirdiğim hayallerle beraber uykuya daldım. Karanlıktı, zaten hep böyleydi biliyorsun ama birden beyazdan daha fazla renk barındıran bir ışıkla uyandım. Hayır, yatağımda değil. Bir ağacın dibinde. Ağacın gövdesi bir bina kadardı ve bembeyazdı. Yaprakları sanki havada süzülüyor gibiydi ve parlıyordu. Her bir yaprak kendi özgür bölgesinde ama ağaçtan kopmayacak şekilde savruluyordu. Ve ben kendime baktığımda bir boşluk gördüm. Ama oradaydım ve sadece ben değil herkes oradaydı. Onları göremiyordum, duyamıyordum ama olduklarından emindim sanki. Hani her akşam eve döndüğünde annenin sana kapıyı açacağını bildiğin gibi. Öyle bir histi işte. Kalktım yavaşça ve hafif hafif ilerledim. Yapraklar gibi kendi özgür bölgemde ama ağaçtan kopamayarak ilerledim. Çocukken anlatırdım ya sana eski bahçemizi. ‘Sonsuz gibi gelir’ derdim. Küçüktüm ve dünya büyüktü. Keşfedecek, yaşayacak çok şeyim vardı. Bahçenin öteki ucuna varmak bile günler alırdı sanki. Aynısını hissettim. Yıllar sonra ilk defa masum ve korkak hissettim. Ne olacağını bilmeden gidiyor ve ara ara dönüp ağaca bakıyordum. Aynı, bahçede koşarken anneme baktığım gibi. Günlerce yürüdüm belki de. Ağaç hala aynı duruyordu ama. Asla küçülmüyor, sonsuza kadar yaşayacak gibi duruyordu. Sonra uyandım. Bu sefer gerçekten, odamda uyandım. Sonrası bildiğin gibi. Hazırlandım, okula gittim. Bana bakan gözlerden kaçtım yine. Mutsuz bir gündü açıkçası. Yine orayı görme umuduyla yatmaya gidiyorum şimdi.
İyi geceler günlük.”

Yaklaşık olarak böyle başladı. Hafızama güvenirim ama o anki heyecanımı aktaramazdım kendi sözlerimle. Günlükte bahsettiğim yer “Utopia”. Bahsettiğim ağaç “İlex Ligno” yani “Kutsal Ağaç”. Tanıdık geldi değil mi terimler? Çünkü hepimiz oradan geliyoruz. Herkes olmasa da bazılarımız her uyuduğunda orayı görüyor. Aslında ne orası gerçek bir ütopya ne de ağaç gerçek bir ağaç. Sadece zihinlerimiz bizi yanıltıyor. Dünya dediğimiz bu yerde gördüklerimizle oradakileri birleştiriyor. Orası aslında bir boşluk. Bir zihin. Hepimizin bağlı olduğu yer. Peki buraya nasıl geldik, Dünya’ya? Aslında bir kum havuzu burası, bir oyun bahçesi. Orada yaşayan her “Animo” yani zihin, birbiriyle bağlantılı ve sonsuzdur. Bildiğimiz bütün duyguları ve daha anlamlandıramadığımız hisleri sonsuz yaşarlar. Bu sonsuzluktan sıkılmış olacaklar ki “Dünya” gibi simülasyonlar oluşturmuşlar. O zamanlar sonsuzluktan sıkılan “Animo”lar kendilerini bu simülasyonlara aktarmışlar. Kısa süreli oyunlar gibi. Ben niye bu simülasyonu seçtim bilmiyorum. Sadece kendi kararıma güvenip hayatımı sürdürmeye çalışıyorum. Uyuduğumda tekrar oraya dönsem de ağaca bağlıyım ve oradan kurtulamıyorum. Bıraktığım biri var ama kim ya da neden unutamadığımı bilmiyorum. Oraya gittikçe sorularım yavaş yavaş çözülse de buradaki günler geçiyor. Sonunda ne olduğunu bilmediğim bir hayatı yaşıyorum, biraz korkuyorum. O yüzden bu satırları yazıyorum. Aklımdakileri bir yerlere yazdığım sürece daha huzurlu hissediyorum.
Bölüm 2
Sonunda bu eski defteri buldum tekrar. Yazdıklarımın üstünden 20 yıl geçti ve artık daha yorulgunum. Yazdıklarımı tekrar okudumda o zamanlar daha yaratmacı biriymişim. Cümlelerim daha güzelmiş. Öğrendimki her rüya 7 saniye sürüyormuş. Bu 10 yıl boyunca 14 saat geçirmişim Utopiada. İlk gittiğimden öte 21 saat demek. Maruz kaldığım zaman bana gerçek dünyayı unutturmaya başladı. Artık bir işim yok çünkü üstesinden gelecek bilgim kalmadı. Yazdıklarımı silmekten ve doğru kelimeleri düşünmekten acı çekmeye başladım. İnsanlar farketmeye başladı. Sanırım öneridikleri o psikolojiste gitmem gerek.
Bölüm 3 “Sevgili Dünya”
Doktorun tavsiyesi üzerine tekrar bu defteri aldım. Aradaki farkı anlamamda etkileyici olacağını söyledi. Tam olarak neredeyim bilmiyorum. Yaşadıklarım gerçek mi? Tek bildiğim ilaçların gerçek olduğu ve çevremdekilerin değiştiğimi söylemesi. Tekrar güzel cümleler kurabilir miyim? Bilmiyorum. Her neyse doktorunda her gün tekrarlattığı gibi:
“Adım Mete.
50 yaşındayım.
Eskiden borsacıydım. Her insanın başına gelebilecek bir hastalık geçirdim. (Deli demenin kibar hali diyorum bu kısımda içimden.)
Yaşamak güzel ve dünya gerçek.”
Şu an neden yazmaya devam ettiğimle ilgili bir savaş var içimde. Karanlık ve aydınlığın savaşı gibi. Her gün güneş doğsun diye yaşanan o mitolojik savaş gibi. Artık ne düşünecek ne de yazacak bir zihnim var.
Sen hiç gerçekliğini kaybettin mi? İnandığın bütün her şeyin bir rüya olduğunu söylediler mi sana? Hayallerinde büyük bir oyunun parçasıydın. Her parçayı cam kırıkları gibi parçaladılar mı içindeki? Belki de sana yalanlar söyleyen birinden, avuç dolusu ilaç aldın mı? Eskiden hayallerin için uyurken şimdi bitkinlikten, uyuşmaktan uyuyan birine dönüştün mü?
Herkes bir amaç için savaşırken ben gerçek sandığım yalanlarda buldum amacımı. Bildiğim, gördüğüm şeylerden yeni bir yer yarattım kendime.
Ya gerçek olsaydı?
Belki de gerçektir.
7 saat. 420 dakika. 25,200 saniye. İlaçların zihnimi özgür bırakması için gereken süre. Bu sefer yalanlarına inanmayacağım dünya.
İyi geceler sevgili dünya…

Utopia